
Rüyalar âleminde, Âlemlerin Efendisi Muhammed Mustafa’yı ﷺ görmekten daha şerefli ve daha büyük bir müjde yoktur. Bu rüya, salihlerin peşinde koştuğu en yüce nimettir ve uyuyan kimsenin gördüğünün hak olduğuna dair güçlü bir işarettir. Ancak şu soru önemlidir: Onu gördüğünü söyleyen herkes gerçekten görmüş müdür? Bu büyük rüyanın şer’î ölçüleri nelerdir?
Şeytan rüyada baba, hükümdar, salih bir ihtiyar gibi çeşitli suretlerde görünebilir ve kendisini peygamber gibi tanıtabilir; fakat Peygamber Efendimiz’in ﷺ Allah’ın onu yarattığı hakiki suretine bürünemez. Bu, nübüvvet makamına ilahî bir korumadır. Bu yüzden onu siyer kaynaklarında bildirilen vasıflarıyla (ten rengi, yüz hatları, gözleri, sakalı vb.) gören kimse, Allah’ın izniyle onu gerçekten görmüştür.
Müfessir ve âlimler şu noktada konuşmuştur: “Hak rüya” olması için mutlaka bilinen vasıflarıyla mı görülmelidir?
Tercih edilen görüş (İbn Sîrîn): Evet; onu bilinen sıfatlarıyla görmek esastır. Onu farklı bir halde (örneğin siyah tenli, sakalsız, eksik vb.) görmek, Peygamber’in hakiki sureti değil; daha çok rüya sahibinin dinî hâline işaret eden sembolik bir temsildir.
Diğer bir görüş: Rüya yine de hak olabilir; ancak suretteki eksiklik rüya sahibinin dinindeki eksikliğe işaret eder. Peygamber’i ﷺ solgun görmek, o yerde sünnetin zayıflığına; onu öfkeli görmek ise rüya sahibinin işlediği bir günaha delalet edebilir.
Peygamber’i görmek sadece bir görüntü değil, çoğu zaman bir “mesaj”tır:
Altın bir kaide: "Rüyayla şer’î hüküm sabit olmaz." Rüyada Peygamber’in ﷺ zahir şeriata aykırı bir şey emrettiğini (mesela namazı terk etmek, bayram günü oruç tutmak gibi) gören kimse, bunun ya şeytani bir karıştırma ya da rüya sahibinin anlamadaki hatası olduğunu bilmelidir. Çünkü din onun ﷺ hayatında tamamlanmıştır; o, getirdiği şeriata aykırı bir şeye çağırmaz.