
Hayatımızda bazen her şeyin durduğu, seslerin kesildiği ve kendimizi yapayalnız hissettiğimiz anlar olur. "Acaba Allah beni unuttu mu?" diye düşündüğümüz o karanlık anlar... İşte tam böyle bir anda, Mekke semalarından inen Duha Suresi , sadece Hz. Muhammed'e (s.a.v.) değil, kıyamete kadar gelecek tüm kırık kalplere bir şifa reçetesi olarak nazil olmuştur.
Hz. Peygamber'e (s.a.v.) bir süre vahiy gelmemişti (Fetret-i Vahiy). Müşrikler bu durumu fırsat bilerek, "Muhammed'in Rabbi onu terk etti, ona darıldı" diyerek alay etmeye başladılar. Efendimiz (s.a.v.) derin bir hüzün ve yalnızlık hissetti. İşte bu psikolojik baskı zirveye ulaştığında, Duha Suresi bir güneş gibi doğdu.
Allah (c.c.), surenin başında iki zıt zamana yemin eder:
"Şüphesiz ahiret (sonrası), senin için dünyadan (öncesinden) daha hayırlıdır." Bu ayet iki müjdeyi içerir:
1. Senin geleceğin geçmişinden daha parlak olacak (İslam'ın zaferi).
2. Ahiret hayatın, dünya hayatından çok daha üstün olacak.
Ve ardından gelen o muazzam vaat: "Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın." Bu, Allah'ın Resulü'nü asla üzmeyeceğinin garantisidir.
Sürenin sonunda Allah, Hz. Peygamber'e geçmişteki zorluklarını hatırlatır:
Bu emirler, depresyon ve hüzünden çıkışın yolunun "başkalarına yardım etmek" ve "şükretmek" olduğunu gösterir.
Kuşluk vaktinde (güneş doğduktan yaklaşık 45 dk sonra başlayıp öğle namazına kadar süren vakit) kılınan nafile bir namazdır. Peygamberimiz (s.a.v.) bu namazı tavsiye etmiş ve "Evvabin (Allah'a çokça dönenlerin) namazı" olarak nitelendirmiştir.