
Kozmik bir sessizlik anında, kıyametin dehşeti başlamadan önce, İnfitâr Sûresi durup Yaratıcı'dan yaratılana yöneltilen tek bir soru sorar; insanın tüm gaflet hikayesini özetleyen bir soru: ﴿ يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ﴾. Bu Mekkî sûre, evrenin yıkılış sahneleriyle başlar, sonra doğrudan insana nazik ve etkili bir sitemle hitap etmek için durur, cüretinin sebebini ortaya çıkarır, üzerindeki daimi gözetimi hatırlatır ve kaçınılmaz olan nihai ayrışma ile sona erer.
﴿ إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنفَطَرَتۡ * إ وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انتَثَرَتْ * وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ * وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ * عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ﴾
Sûre, içinde güvenle yaşadığımız bu dünyanın parçalanışını anlatan dört ardışık ve hızlı sahne ile başlar:
Bu dört olay gerçekleştiğinde, cevap gelir: ﴿ عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ﴾. O anda gerçekler ortaya çıkar ve her nefis, hayatında ne yaptığını ve geride ne iz bıraktığını kesin olarak bilir.
Bu dehşetli olayların ortasında, sûre durup bütün bunlara tanık olacak olan insana hitap eder ve vicdanı sarsan bir soru sorar:
﴿ يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ ﴾
Ey zayıf insan, seni aldatıp Rabbine isyan etmeye cüretlendiren nedir? Gücün mü? Gençliğin mi? Yoksa malın mı? Ardından gelen "el-Kerîm" sıfatı, sitemin gücünü daha da artırır. Sanki Allah şöyle demektedir: Sana karşı bu kadar cömert olan, isyanına rağmen sana mühlet veren, seni rızıklandıran ve örten Rabbine nasıl isyan edersin? Sonra ona karşı kereminin aslını hatırlatır: ﴿ا يالَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ ﴾, O ki seni yoktan var etti, yaratılışını düzgün kıldı ve seni en dengeli ve en güzel biçimde birleştirdi.
Sûre, bu aldanışın sebebini açıklar: ﴿بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ ﴾. Sorunun temeli, hesap ve ceza gününü yalanlamaktır. Ardından bu yalanlamaya cevap veren gerçek gelir:
Eğer hesap gününü yalanlıyorsanız, bilin ki üzerinizde her şeyi kaydeden koruyucular vardır. Allah onları "kirâm" (şerefli) olarak nitelemiştir ki insan, şerefli varlıkların gözetimi altında olduğunu bilsin ve onların önünde çirkin bir şey yapmaktan utansın. Onlar "kâtibîn"dir (yazanlardır); küçük veya büyük hiçbir şeyi bırakmadan kaydederler. Bu, asla gaflete düşmeyen ve uyumayan daimi bir gözetimdir.
Kirâmen Kâtibîn'in yazdıklarına dayanarak, ahirette kesin ifadelerle iki gruba nihai ayrım gelir:
Ebrâr, imanlarında iyilik yapan ve sadık olan, bu yüzden itaatleri çoğalan kimselerdir. Onların varış yeri, cennetteki daimi nimettir.
Füccâr ise günahlara dalan, haddi aşan ve Allah'ın sınırlarına tecavüz eden kimselerdir. Onların varış yeri cehennemdir, din gününde oraya girerler ve oradan asla ayrılamazlar.
Sûre, o günün kesin bir tanımıyla sona erer: ﴿يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْئًا ۖ وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ ﴾. O gün kimse kimseye bir fayda sağlayamaz. Herkes herkesten vazgeçer ve Allah'tan başkasına olan her umut kesilir. Çünkü o gün emir ve hüküm, ortağı olmayan tek bir Allah'a aittir.
Sûre, kozmik düzenin çöküşüne dair birbiri ardına gelen dört alameti zikreder: 1. Göğün yarılması (İzâ's-semâu'nfetarat). 2. Gezegenlerin dökülüp saçılması (Ve izâ'l-kevâkibu'nteseret). 3. Denizlerin fışkırtılması ve sularının birbirine karışması (Ve izâ'l-bihâru fucciret). 4. Kabirlerin altüst edilip içindekilerin çıkarılması (Ve izâ'l-kubûru bu'siret).
Bu bir soru sorma değil, aksine nazik bir sitem ve kınama sorusudur. Anlamı şudur: Ey zayıf insan! Seni Rabbine isyan etmeye cüretlendiren ve aldatan nedir? Oysa O, seni nimetleriyle donatan ve en güzel surette yaratarak sana ikramda bulunan 'Kerîm'dir. Bu soru, Allah'ın keremini hatırlatarak insanın hayâ duygusunu harekete geçirmeyi ve vicdanını uyandırmayı amaçlar.
'Kirâmen Kâtibîn', insanın küçük-büyük, iyi-kötü bütün amellerini kaydetmekle görevli meleklerdir. Sûre onları 'kirâm' yani Allah katında şerefli bir makama sahip ve 'kâtibîn' yani her şeyi eksiksiz ve dürüstçe yazanlar olarak nitelendirir. Görevleri, bu amelleri kıyamet gününde sahibine karşı bir delil olmak üzere muhafaza etmektir.